STRES VE DEPRESYON

Merhaba Bursa Mavi Ağaç Psikoloji & Danışmanlık Merkezinde Danışan Görmekteyim Bilgi ve Randevu İçin İletişim Kanallarımızdan Bize Ulaşabilirsiniz.

STRES VE DEPRESYON

Depresyonun ortaya çıkmasında pek çok etkenin rol oynadığı artık biliniyor. Çevresel etkenler de depresyonun bir ne­deni olarak önemini koruyor.

Depresyon nasıl hissettiğinizi, nasıl düşündüğünüzü ve nasıl davrandığınızı olumsuz etkileyen yaygın ve ciddi ancak tedavi edilebilen tıbbi bir hastalıktır. Depresyon sürekli üzüntü halinde olmaya ve zevk veren durumlardan keyif almamaya yol açar. Depresyon çeşitli duygusal ve fiziksel belirtilere yol açabilir. Depresyonlu kişilerde evde ve işte görevlerini yerine getirme yeteneği azalmıştır. Depresyonun bir çok nedeni vardır bu nedenlerden en önemlilerinden biri de strestir.

Peki stres kişilerin depresyona girmesinde ne kadar etkili? Endokrin ve sinir sistemi, hipotalamus aracılığıyla birbirleriyle bağlantılı iki sistem. Hipotalamus kan basıncı, tad, bağışıklık tepkisi, vücut sıcaklığı, vücu­dun günlük ve mevsimsel ritmi gibi pek çok işlevi kontrol eden, karmaşık bir be­yin bölgesi. Hipotalamus aynı zamanda stres hormonunun salgılanmasından da sorumlu.

Hipotalamusun yanı sıra tiroid, böbrek üstü bezleri gibi endokrin or­ganlarının da depresyonla bağlantılı ol­duğu biliniyor. Tiroid hormonunun dü­şük seviyede olması genellikle depresyon­la ilişkilendiriliyor. Böbrek üstü bezlerinin ana hormonu olan kortizolün düzeyinin depresyondaki kişilerde daha yüksek ol­duğu biliniyor. Ayrıca kortizol hormonu­nun çok fazla üretildiği durumlarda orta­ya çıkan Cushing Sendromu ya da tempo- ral (şakak) lob epilepsisi gibi hastalıklar da hipokampus bölgesinde kayıplara yol açı­yor ki bu hastalıklara sahip kişilerin dep­resyona girme riskinin çok yüksek oldu­ğu biliniyor.

Kronik stres nedeniyle bey­nin uyum gösterme yeteneğinde de çeşitli düzeylerde yetersizlik oluşabiliyor. Geçmişte uzun süre devam eden stres daha sonraki yıllarda kişinin depresyona girme riskini artırıyor. Örneğin çocukken istismar edilen ya da annesinden ve baba­sından ilgi görmeyen kişilerde yetişkinlik döneminde depresyon gelişmesi riskinin çok yüksek olduğu belirtiliyor. Çocuk­luk çağında ciddi güçlükler yaşayan kişi­lerin depresyona yakalanma riskinin daha yüksek olduğu uzun zamandan beri bili­niyor.

Çocukluk çağında yaşanan en yay­gın sorunlar, örneğin cinsel, duygusal ya da fiziksel istismar, ebeveynlerin ayrılma­sı, annede veya babada ya da her ikisin­de birden ruhsal bir hastalık olmasın, kişi­nin yetişkinlik döneminde depresyona ya­kalanma riskini artıran önemli nedenler­den bir kaçı. 11 yaşından önce ebeveynle­rin ayrılması ya da ebeveynlerden birinin ölümü bu riski daha da artırıyor.

Depresyonun başlangıcında ve deva­mında stresin önemli bir rolünün oldu­ğu biliniyor olsa da, genetik yatkınlığın da stresin depresyonu tetiklemesinde rolü ol­duğunu gözden kaçırmamak gerek Çün­kü genetik yatkınlık, sadece depresyon riskini değil, aynı zamanda bireyin strese verdiği tepkiyi ve hatta stresli olaylardan etkilenme olasılığım bile değiştirebiliyor. Anlaşılıyor ki stres ve genetik özellikler el ele verip depresyondaki biyolojik etkenle­ri tetikliyor.

Depresyon tedavisinde ilaç tedavisi yanında psikoterapi uygulanır. Aile desteği son derece önemlidir. Psikoterapi yöntemlerinden bilişsel davranışçı terapi modeli oldukça etkili ve çözüm odaklı yöntemlerin başında yer almaktadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Open chat